ŞANLIURFA
Göbekli Tepe yolu biraz sıkıntılı, yolun yarısı toprak ve yolun ıssızlığı
da cabası. Ne kadar tedirgin olmak istemesek de buna engel olamıyoruz. Ipıssız
yolun sonunda mavi gökyüzü ile buluşmuş kazı alanı ile karşılaşıyoruz.
Ulaşımı biraz sıkıntılı olsa da mabedin olduğu bölgeye geldiğinizde
gördükleriniz ile aklınız karmaşık bir hale gelebiliyor. Buradaki kazılar
sonucu çıkan eserlerin M.Ö. 11 bin yıllarına dayanan tapınak kalıntıları olduğu
bilgisini panolardan okuyoruz.
Tepede 24 saat bir bekçi de bulunuyor. Her ne kadar yaşlanmış olsa da
her adımınızda gölge gibi peşinizde. Şehirden uzak olduğu için ziyaretçileri de
çok yoğun değil.
Mabedin yanında kime ait olduğu bilinmeyen bir de mezar var.
Manzarası şahane doğrusu.
İlgilenenler için de girişte de develer vardı. Biz uzaktan seviyor,
sonra yolumuza devam ediyoruz.
Yeni durağımız Eyüp Peygamber’in mezarı. Viran şehir yakınlarında, Eyüp
Nebi Beldesi’nde bir cami içerisinde bulunuyor.
Şehir merkezinden buraya kadar yön tabelaları hizmetinizde. Şanlıurfa’da
geleneksel kıyafetleri giyen hanımları, beyleri burada daha sık görebiliyorsunuz.
İnsanlar dua etmek için ve caminin avlusunda bulunan şifalı sudan
derman bulabilmek için Eyüp Peygamber’i sıkça ziyarete geliyorlar. Türbe çok
kalabalıktı ama yine de mezarının yanına kadar iniyoruz.
Türbenin içerisinde
ibadet etmeye çalışan çoğunluğu yaşlı insanlar içeride sıkışıklığa sebep
oluyorlar. Caminin bahçesinde dolaşıyoruz, şifalı olduğu belirtilen sudan biz de
içiyoruz.
Çıkışta evden hazırladığımız börekleri çörekleri bir güzel yiyip hazır
Viran Şehre kadar gelmişken Şanlıurfa’nın güneydoğusundaki Harran ilçesinin
yolunu tutuyoruz. Harran, Şanlıurfa’nın halen kubbeli evleri ile kültürünü
devam ettiren ilçesi. İlçenin içerisindeki Harran Kalesi ve ilk İslami Üniversite olan
Harran Üniversitesi kalıntılarını gezdik.
Son derece acemi koruma çalışmalarına karşı Kale, hala ayakta ve tüm
ihtişamıyla karşımızdaydı. Küçük bir ücret karşılığı kaleyi ziyaret ediyoruz.
Etrafta bir şeyler anlatıp para kazanmaya çalışan çocukları Kale’nin hem
güvenlikçisi hem bilet kesen personeli hem otoparkçısı olan tek çalışanı
kovalamaya çalışıyor olsa da nafile her yerden karınca gibi çıkıyorlar.
Kale turunu tamamladıktan sonra Harran’da yaşayan girişimci bir
vatandaşımızın açtığı Harran Kültür Evi'ne gidiyoruz. Burası kubbeli eski bir ev
iken şimdilerde Harran kültürünü tanıtım amaçlı bir kafeye dönüşmüş.
İçeride geleneksel kıyafetlerden, ev eşyalarına, çanak çömleğe kadar pek
çok aksesuar var. Giriş ücretsiz, içeriden bir şeyler almak ya da bahçedeki
avluda oturup bir şeyler içmek zorunda değilsiniz. Biz de merakla içerilere göz
atıyoruz.
Günlük turlar bu eve uğramadan Harran’ı terk etmiyor, bu nedenle
ziyaretçileri hiç eksik olmuyor.
Harran’dan dönerken pamuk tarlalarının güzelliği göz kamaştırıyor. Bir
Adanalı olarak da aslında içimi acıtıyor. Biz bu tarlaları görmeyeli artık
yıllar oluyor sanırım.
Yeni rotamız Balıklı Göl ve Urfa Kalesi. Balıklı gölün hikâyesini bilmeyenimiz
yoktur. Nemrut’un putlarını kıran Hz İbrahim’in, büyük bir ateş yakılıp
mancınıklarla ateşe atılması ile ateşin bir anda suya, odunların da balıklara
dönüştüğü bu yerin suyu ve balıkları halen varlıklarını sürdürmektedir biz de
son ziyaret noktamız olan balıklı göle giderken şehrin dar sokaklarından ve yüksek
duvarlarla kaplı yollarından geçiyoruz.
Evlerin hiç biri dışarıdan görünmüyor, koca koca demir kapıların ardında
neler var hiçbir şey göremiyoruz. Gölün olduğu yere yaklaştıkça trafik korkunç
bir hal alıyor. İnanılmaz kalabalık arabayı ilk bulduğumuz yere bırakıyor ve
yürüyerek devam ediyoruz. Balıklı Göl, kocaman bir bahçenin ortasında buluyor.
Tertemiz bir havuzu andıran bu yerde belki milyonlarca balık, ziyaretçilerin
attığı yemlere ulaşabilmek için birbirinin üzerine çıkıyor.
Biz de hemen yemleri kapıyor, bu güzel ve kutsal balıkları besliyoruz.

Balıklı Göl’ün hemen yukarısında Şanlıurfa Kalesi yer alıyor güneş
batmadan yukarı çıkıyoruz. Kale bir tepenin üzerine kurulu olduğu için nefes
nefese çıkıyoruz. Giriş ücretli.
Kalenin manzarası ise muazzam, bütün Urfa ayaklarımızın altında.
Manzarayı seyre dururken bir yandan şehrin bütün uğultusu kulaklarımızda.
Kalenin üzerinde Hz.İbrahim’i ateşe atan mancınıkların temsili anıt olarak yıllar
önce dikilmiş tarihi mancınıklar var.
Kaleden aşağı iniş için kalenin içinden geçen tüneli tercih ediyoruz. Açıkçası
çok dik merdivenlerin olduğu bu tünel güvenlik açısından pek uygun değil.
Hazır buralara kadar gelmişken yemek yemeden dönmek olmaz deyip kalenin
altındaki Çift Mağara adlı Urfa’nın çok ünlü restaurantına giriyoruz. Burası
iki mağaranın birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir restaurant. Masalar dolu
olduğu için şark köşelerine geçiyoruz. Mekânın dekorasyonu müthiş, rahatsız
etmeyen bir müzik samimi bir ortam izlenimini veriyor, fakat servisi ve sunduğu
hizmete gelince içler acısı. Ana yemek olarak Kebap söylüyoruz, yanına
salatalar ve ayranlar geliyor.
Urfa’ya gelip çiğköfte yemeden olmaz tam sipariş vermek isterken garson
grup olmazsanız servis çıkarmıyoruz diyor nasıl olur derken tatlı siparişi
vermek istiyoruz aynı engelle burada da karşılaşıyoruz garsonun çözüm önerisi
yok tek söylediği ya grup olacak ya da bir tepsi sipariş vereceksiniz.
Hayatımda böyle saçma bir uygulama görmedim 4 kişi yeterli gelmiyor garson
için. Velhasıl tatlı olarak porsiyon olarak verebileceği tek seçeneğin Şıllık
ismindeki yöresel tatlıları olduğunu söylüyor.
Yöresel lezzetlere saygımız büyük ama tatlıyı pek
beğenmiyoruz. Yemeklerse tam bir hüsran. Garsonların kötü gününe mi geldik
bilmiyorum ama servis yaparken ve sipariş alırkenki tutumları çok kötüydü.
Yemek sonrası yine Urfa’nın geleneksel tatlarından olan Mırra isimli kahveyi
denemek istiyoruz, başka bir garson servis için geliyor. Nasıl içildiğini, ne
anlama geldiğini, neden önemli olduğunu, yapmamız ve yapmamamız gereken şeyleri
anlatmadan servise başlıyor ve sonunda gayet anlamsız ve suratsız bir simayla
kahve içme şeklimize çeşitli anlamlar katarak bahşiş vermemizi ya da onu
evlendirmemiz gerektiğini söylüyor ve bunda ısrarcı davranıp bahşiş bekliyor.
Her zaman sunulan hizmetlere saygı duyar ve bahşiş konusunda düşünceli
davranırız lakin böyle kötü bir hizmetin üzerine tutup da zorla bahşiş alınmaya
çalışılması çok çirkindi. Hesabın geç gelmesi de cabası oldu. Son derece
memnuniyetsiz kalkıyoruz Çift Mağara isimli mekândan. Dışarı çıktığımızda hava
kararmış her yeri ışıl ışıl buluyoruz. Son olarak Balıklı Göl’e bakıp düşüyoruz
Kahramanmaraş yollarına.